Bir kadın çocuktur aslında… Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını… Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..
Bir kadın güçlüdür aslında... Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.
Bir kadın sevgidir aslında... İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever; ama, tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri ”acımak' duygusudur.
Bir kadın yalnızdır aslında... Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın çılgındır aslında... Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz!
Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin.. Çünkü, Allah gözyaşlarını sayar..
Kadın; erkeğin kaburgasından yaratıldı.. Ayaklarından yaratılmadı, öyle olsaydı ezilirdi.. Üstün olsun diye başından da yaratılmadı.. Ama göğsünden yaratıldı, eşit olsun diye.. Kolun biraz altında, korunsun diye.. Kalp hizasında, sevilsin diye..
Kadın olmak ; sadece güzel olmak demek değil, gördüğünde o güzelliğin içinde erkeğin kendi ruhunu bulabilmesini sağlayabilmektir…
Kadın olmak ; ipek saçlar, pembe topuklar, ince bel değil, bütün bunların içerisinde bir hanımefendi olabilmeyi başarabilmektir..
Kadın olmak ; güzellik takıntısı içerisinde olmak değil, o güzelliğe akılda katabilmektir…
Kadın olmak ; insanları elinin tersiyle itip kendisinden uzaklaştırmak değil, avuçlarını sımsıkı kavrayarak insana emin ellerde olduğu duygusunu verebilmektir.
Kadın olmak ; çok konuşarak beynini didiklemek değil, sıradan ve kabullenilebilir yaşamın ne olduğunu bilebilmektir…
Kadın olmak ; şatafat düşkünü olmak değil, sımsıcak bir öpücüğün bir tek taş yüzükten daha değerli olduğunu anlayabilmektir…
Kadın olmak ; doğum günleri, evlenme günleri ve bilumum ardı arkası kesilmeyen özel gün sendromlarında pahalı hediyeler istemek değil, sadeliğin içerisinde fark edilebilir olmaktır…
Kadın olmak ; duruşu, oturuşu ve yürüyüşü abartılı olmak demek değil, kendini süs bebeği gibi ortalara atıp başkalarıyla fingirdeşmemektir…
Kadın olmak ; hangi dizi başlamış, kimler oynuyor, kim kiminle yakalanmış bunları merak etmek değil, ekonomiden, politikadan, spordan ve kültürel olaylardan haberi olmaktır…
Kadın olmak ; sırf hatun numarasıyla cahilliğini gizlemek değil, bizi kim yönetir, oligarşi, monarşi, revalüasyon, ofsayt gibi kelimelerin anlamını bilmektir…
Kadın olmak ; gezip eğlenmek değil, pazar parasını kozmetiğe yatırmaması gerektiğini, domatesin, ekmeğin, soğanın, kıymanın kaç para olduğunu bilmektir…
Kadın olmak ; telefonda saatlerce cak cak konuşmak değil, sonradan gelen faturalara niye böyle fatura geldi acaba diye şaşırmamaktır…
Kadın olmak ; içi vıcık vıcık dedikodu yumağı içinde kaybolmak demek değil, eşini, dostunu kollamaktır…
Kadın olmak ; marka düşkünü, moda düşkünü olmak değil, sökük, paça boyu, fermuar dikebilmektir…
Kadın olmak ; marifetlerini sadece erkekleri elde ederken göstermek değil, tüm elinden gelen marifetleri içinden gelerek, göstermelik olmadan yapabilmektir…
Kadın olmak ; dır dır konuşup adamın sinirini bozup, kafatasını attırmak değil, körolası dilini gerektiğinde tutabilmektir…
Henüz kırılmamışsa, kalbidir.. Kırılmışsa, ıslak bakan gözleri.. Artık ağlayamıyorsa, dudağının kenarına yerleşmiş hüznü.. Hüznü bile hissetmiyorsa, artık buz tutmuş parmakları.. Isınmıyorsa, konuşmuyorsa ve artık hiç gülmüyorsa, anılarda kalmış çocukluğudur.. Ama muhakkak tatlı bir yeri vardır kadının. Yeter ki severek bakan bir çift göz olsun üstünde. Kadın severek gösterir sakladığı tadı...
Bir kadın ne zaman gider? Hiç düşündünüz mü, bir kadının gidişi neden bir erkeğin gidişi kadar gürültülü olmaz? Kavgasız, sessiz ve anlamsızca gider kadın.
İlişkide erkekler sıkıldıklarını belli ederler. Bu iş yürümeyecek düşüncesini, gözünüze sokarlar. Önce gereksiz kavgalar başlar. 'Sen zaten hep böylesin!' cümleleri yerleşir diyaloglara, 'Şunu yapmandan nefret ediyorum!' alt metni üstüne, binlerce söz edilir. Elleri ayrılır erkeklerin, televizyon karşısında el ele oturuşlar biter, herkesin kendi koltuğu vardır ve artık uyku gelince yatağa gitmek zor gelir. Çoğu zaman kadının üstüne örttüğü battaniyeyi, sabaha karşı üstünden attığı için, üşüyerek uyanan adam, sessizce yatağa gider, hiç dokunmadan, çalar saatini sesini bekler tan vaktinde.
Akşam toplantılar çıkar, seyahatler girer araya işi müsaitse ve eve gelince, nasılsının yerini alır yemek mönüsünü sormak. Görev gibi, tatsız ve uzun aralıklarla yapılan sevişmelerin acısına, ihanet eklenir. Dışarıdaki konuşmaları kulağına gelir kadının, çocukları için evliliğini yürüttüğünü söyler herkese adam ve hiç hatayı kendinde aramaz. Kafasına göre birini bulmadan, bir dala tutunmadan, başka bir tene dokunmadan gidemez adam, gideni de zordur.Yani, bir erkek ilişkiden gideceğini hem belli eder, hem bağıra çağıra anlatır. Şiddete varan gece yarısı kavgalarında, alkol limitini aşmış ve kim bilir hangi hayali aşkı bırakarak gelmenin kızgınlığını çıkarır, saatlerce beklemiş olan kadından. Bu kadar basittir, bakarsın yüzüne ve anlarsın ki, o adamda artık sevgiye dair hiçbir şey kalmamıştır.
Kadınlar böyle gitmez aslında gidemez. Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir. Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.
Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.
Kadın susarak gider! En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.
Ve en çok seni özledim ben.. Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni.. Her teyzeyi annen gibi sevmeni.. Sanki ayıpmış gibi kimselere söylememeni.. Ve o bisikleti ilk gördüğünde koşuşunu.. Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği.. Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı.. Yaz akşamlarında oturduğun kaldırımı.. Seni bir kez daha görmek isterdim... Hiç konuşmadan.. Kısa pantolonlu siyah beyaz halini.. Bir lokma boyunu.. Diz çöküp yere sımsıkı... Ama çok sıkı, Sarılmak sana.. Gözyaşlarımı omuzlarına bırakıp gitmek istiyorum şimdi Sana kim olduğumu söylemeden... Arkama bakmadan.. Ağladığımı sana göstermeden .. Seni çok özledim.. Ama çok özledim... Çocukluğum !!
Ne kadar da zormuş atmak kalbimden seni Ne kadar da zormuş unutmak bütün geçmişi.Sanki bir geçmişimiz varmış gibi… Ummak ve unutmak…Ne kadar da zormuş … Bilmem biliyor musun ama ben her yerde seni görürken,her yerde sesini duyduğumu sanıyorken.Her adını duyduğumda hala garip bir sevinçle gülerken Ne kadar da zor fırlatıp atmak seni kalbimden Oysa ne garip ki kalbimin en güzel köşesine yerleşmen bir saniyeden fazla sürmemişti..Şimdi unutmaya çalışırken seni artık kalbimin bir parçası olduğunu bilmek ne kadar da zormuş… Ne kadar da zormuş seninle birlikte öldürmek kısacık mutlu geçmişimi Ne kadar da zormuş unutmak aklımdan bir türlü çıkmayan gülümseyişini… Ne kadar da zormuş sen tam yanımdayken özlemek her bir zerreni… Ne kadar da zormuş atabilmek kalbimden seni Ben sensiz geçen her güne lanet okurken…Günler geceler sen olmayınca geçmek bilmezken..Ben hala bi umut geçmişten bir yardım isterken Aslında benim için hiçbir zaman olmadığını bilmek ne kadar da zormuş… Sen tam ben düşerken elini uzatmışken ne kadar da zormuş o karanlıklara gömülmek yeniden…
Ne kadar da zormuş sevmek seni sen hep başkasıyla birlikteyken Ne kadar da zormuş oyunun bittiğini bilmek sonsuza kadar sürmesini dilemişken Biliyor musun bu pişmanlık duygusuyla kıvranmak ne kadar da zor !Biliyor musun her gece yastığının yaşlarla ıslandığını kimseye belli etmemek ne kadar da zor! Biliyor musun senin başkasına ait olduğunu bilmek ne kadar da zor ! Biliyor musun seni hala bu kadar çok severken unutmaya çalışmak ÇOK ZOR ‘ Bunların hepsinin olmasına benim izin verdiğimi bilmek… Hayatımın en güzel dakikalarını yaşadığım o günü kafamdan silmek İçim kan ağlarken başkalarını da üzmemek için gülmek … Ne kadar da zormuş seni sevmemem gerekirken seni sevmek…Ne kadar da zormuş aşkınla öyle mutluyken şimdi kahrolmak mahvolmak.Ne kadar da zormuş ben kendimi o büyük sona hazırlarken o sonun şu an önüme serildiğini anlamak.Ne kadar da zormuş sen hep yanımdayken sensiz olmak…
Bilmiyorsun seni ne kadar cok sevdiği,bilmiyorsun senin için neler feda ettiğimi,bilmiyorsun senin için nelere katlanabileceğimi Ve bilmiyorsun seni unutmanın seni sevmek kadar zor olabileceğini.. Ama ben biliyorum senin beni hiçbir zaman sevmediğini.Ama ben biliyorum senin için hiçbir şey ifade etmediğimi.Ama ben biliyorum bütün bunlara hiç değmediğini Bunları bile bile seni hala sevmek ne kadar da zormuş Keşke söyleseydim sana hemen gözlerimin senden başkasını görmediğini.Keşke izleseydim biraz daha henüz bu kadar canımı yakmazken gözlerini… Keşke bilseydim bu aşkın bu kadar çok acı verebileceğini Ne kadar da zormuş bir zamanlar beni öyle mutlu ederken şimdi böyle çok ağlatman beni.
Zaman geçiyor yelkovan ilerliyor.Ama açılan yaram kapanacağına daha da genişliyor. Hayat neden yine bu kadar anlamsız geliyor.Bütün bir hayatımı kırık bir dala bağladığımı bilmek ne kadar da zor.
Uykusuz bir geceye daha ‘’merhaba’’! Güneşsiz bir sabaha daha ‘’merhaba’’! Sensiz bir güne daha ‘’merhaba’’! Ne kadar da zormuş birden bire her şeye demek ‘’elveda’’!
Ama artık son uykusuz gecem bu !Bir gün yine güneşin doğacağını bildiğim ilk gecem! Sensiz de yaşamaya çalışmam gerektiğini anladığım bütün gecem ! Ne kadar da zormuş ağlamak gülmeyi bu kadar da çok hak ederken..
Bir gece düşer yıldızlar göz yaşlarım gibi… Bir gece kaybolur ay yüreğimdeki bu acı gibi… Bir sabah olur sımsıcak yaşadığım ve yaşayacağım mutluluklar gibi… Ne kadar da zormuş bu kadar kolayken çok zor sanmak her şeyi !!!
İyi kalpli yalnız bir adam bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı. Onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır. Gel zaman, git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam kelebeğine hayran, bırakamaz onu bir türlü. Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu. Üç günlük ömrünü, sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır. Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir." Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru... Kelebek mutlu olmasına mutludur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğa.. Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramakta!
Böylece kelebek şunu anlar; "Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir."
Böylece adam sunu anlar: "Hiç bir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız."
O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar. Ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki; "Hiç bir dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir."
Adamsa artık sevdasını koyar avuçlarına kelebeğinin yerine..
Gitmek gerekiyorsa gitmelidir, gitmek gerektiğinde kalmaktır yanlış olan...
Sevgiler ayrılıklarla büyür derler ya, Ben buna inanıyorum, Ama ayrılıklardan nefret ediyorum, Sevgi büyüse bile, Sevgiyle beraber nefrette büyür.
Gerçek aşklar nefretle baslar derler ya, Ben buna inanıyorum, Ama istesem de, Senden nefret edemem, Eğer nefret ile başlayacaksa bu sevda, Ölümle bitsin daha iyi. Senden nefret etmektense, Canıma kıyarım daha iyi.
Gerçek sevgiler ölmez derler ya, Ben buna inanırım, Ama sevgi ölmese de, Sevenler ölür. Aşklarını kalplerine gömer, Yanıp kül olduktan sonra, Bir anda söner. Kendi hayatını kendine zindan eder.
Sana seni seviyorum desem, Ne dersin, Alay edip güler misin, Şaşırıp ağlar mısın, Ya da düsüncelere dalıp gider misin, Yoksa sen de beni sever misin..?
Zor bir cevapta olsa bu, Soruyorum şimdi sana. Sende beni sevseydin. Ayrılık ister miydin, Benden nefret edebilir miydin, Sevginle ölebilir miydin..? Benim cevabım her zaman ki gibi, Ayrılıktan nefret ederim, Yalnız seni severim, Ve ölsem de nefret etmem, Sevgimle sana baglanıp, Seninle güler, Seninle ağlardım, Ve senin için ölebilirdim...